RAMAZAN’A ÖZEL
Gündem
İslam’ın 5 temel esasından biri olan Oruç’u ve Oruç ibadetinin Farz olduğu Ramazan-ı Şerif’i, bir Müslüman olarak, bir Mü’min olarak, Allah’ın rızasını elde etmek için daha iyi nasıl değerlendirebiliriz?
İşte bu soruların cevaplarını Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de, Efendimiz Hz.Muhammed (s.a.v.) yaşarken Sünnetiyle – Hadis-i Şerifleriyle bize öğretmekte. Yani hem Kur’an-ı Kerim, hem Efendimiz (s.a.v)’in Hadis-i Şerifleri bize Ramazan ve Oruç Standardını açıkça gösteriyor. Ramazan ayı boyunca bu standartlardan söz etmeye çalışacağız. Rabbim amel edebilmeyi nasip eylesin. (Amin)
Ramazan’da İbadet
“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” buyuruyor Yüce Rabbimiz Zariyat Suresi 56. Ayetinde. Kâfiri, mü'mini, fâsıkı, âbidi, iyisi, kötüsü, maddecisi, ruhçusu ile bütün insanlar kulluk etmektedir; ancak kimi kula, kimi nefsine, kimi dünya menfaatlerine, kimi gazap ve ihtiraslarına, kimi gerçek diye inandığı bir hayale veya ideolojiye, kimi batıl mabutlara... Kimi de yegâne ma'bud (tapılmaya layık) olan Allah Teala'ya.
Bütün hak dinler gibi İslâm'ın da gayesi insanı bütün batıl inanç ve kulluklardan kurtararak kendini ve Rabbini tanıtmak, yalnız O'na ibadet etmesini sağlamak, bütün mevcudiyetiyle O'na bağlamak ve bu bağlılık içinde gerçek hürriyete kavuşturmaktır. Gerçek Hürriyet ise dünya imtihanının sonucu, ebedi cennet vizesidir.
İslâm dini bu "ebedî mutluluk vasıtası kulluğu" temin edebilmek için insanlığa bir iman nizamı, bir ibadet, hukuk, devlet, iktisat, cemiyet... nizamı getirmiştir. Temizlik, namaz, oruç, hacc, zekât, cihad, Allah rızası için yapılan her davranış, dua, zikir... ibadet binasının bölümlerini teşkil etmektedir. İbadetlerin hikmet ve gayelerinin birisi ve en önemlisi "nefsi tezkiye, ruhu tasfiye"dir; yani insanı terbiye etmek, bütün imkân ve kabiliyetlerini hayra, iyiye yöneltecek hale getirmektir.
Her yıl idrak edip bir ay yerine getirmeye çalıştığımız Ramazan ibadeti çok değerli ve amaca uygun bir ibadet demeti olup oruç, teravih namazı, sahur, iftar, fukaraya tasadduk ve ikram, ayın sonunda fıtır sadakası gibi ibadetlerden teşekkül etmektedir.
Ramazan’da Oruç
Bakara Suresi 183. ayetinde geçen "sakınmanız için, sakınasınız diye" ifadesi oruç ibadetinin hikmetine ışık tutmaktadır. Dinde sakınmak (takvâ) günahlarla ilgili bir sakınmadır, günahlardan uzak durmak, günaha girmemek için çaba göstermektir. Kurtulmanın, uzak durmanın yolları ve çareleri bakımından günahlar ikiye ayrılır: İçki, kumar, hırsızlık, gasp gibi günahlardan kurtulmanın yolu ve çaresi -bunların getirdikleri sonuçlar üzerinde- düşünmektir. Yasaklama, ceza tehdidi, başkalarının başlarına gelenler, verilen öğütler üzerinde düşünen insanlar bunlardan uzaklaşabilirler. Bir kısım yasaklar ve günahlar da vardır ki, bunların sâikleri (iticileri) öfke ve şehvet gibi tabii duygular ve içgüdülerdir. Bunlardan uzaklaşabilmek için yalnızca üzerinde düşünmek yetmez; itici duygular ve içgüdülerin baskısını azaltacak veya bu baskıya karşı iradenin gücünü arttıracak uygun araçlarla eğitime ihtiyaç vardır. Oruç bu eğitim için ideal bir yoldur.
Oruç ibadetinin ferdin iradesini güçlendirmesi ve onu günahlardan uzaklaştırması yanında, maddî imkânları yerinde olanları yoksulların, mahrumların halleriyle hallendirmek gibi bir işlevi daha vardır. Yeme, içme ve cinsel ilişki arzularını istedikleri gibi tatmin edebilenler, bundan mahrum olanların durumlarını ancak, aynı şartları yaşayarak anlayabilirler ve ancak bu yoldan onlara yardımcı olma konusunda daha duyarlı ve aktif hale gelebilirler.
Oruç aynı zamanda bir irâde terbiyesi, Kur'ân da ilâhî emrin alındığı yer, bulunduğu kaynaktır; emri alıp güçlü bir irâde ile uygulamanın ödülü ise iki cihanda saâdettir.
İslâm eğitimcileri bedenin arzularını frenlemenin, isteklerini doyurma konusunda kısıntıya gitmenin, insana mahsus olup ruh, nefis, kalp gibi kavramlarla ifade edilen diğer unsurun gelişmesi üzerindeki müsbet tesiri üzerinde de ısrarla durmuşlardır.
Bu öğütleri kabul ettiğimiz gibi, bu mübarek ayda midemize hakim olduğumuz gibi, sinirlerimize de hakim olmamız gerekir, gözlerimize de hakim olmamız gerekir, dilimize de hakim olmamız gerekir. İşte o zaman Ramazan Ayı- Oruç bize fayda sağlamış olur. İşte o zaman Rabbimizin bizden istediği asıl maksat gerçekleşmiş olur.
Efendimiz Hz.Muhammed (s.a.v) ‘in Hadis-i Şeriflerinde söyle buyuruyor:
“Oruçlunun rahatlayacağı iki sevinç anı vardır: Birisi İftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Rabbine kavuştuğu andır.”
Rabbim rızasını gözeterek yapmış olduğumuz tüm ibadetlerimizi makbul eylesin. (Amin)
Ramazan ve Kur'ân
Kur'ân-ı Kerim'in Ramazan ayında ve Kadir Gecesi'nde indirildiğini biliyoruz. Bu mübarek kitabın tamamı bir günde gelmediğine, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) peygamberlik hayatı boyunca yaklaşık yirmi üç senede tamamlandığına göre, Kadir Gecesi'nde gelmesini "gelmeye, vahyedilmeye başlaması" şeklinde anlamamız gerekecektir. Allah Teâlâ Kur'ân'ın gelmeye başladığı geceyi "mübarek bir gece" olarak nitelemektedir. Mübarek, "kutlu, bereketli, insana maddî ve manevî imkânlar bahşeden, fırsatlar sunan" demektir. Kur'ân'ın böyle bir gecede inmeye başlaması hem o gecenin ve onu ihtivâ eden Ramazan ayının hem de Kur'ân'ın önem ve değerini açıkça ortaya koymaktadır. Değerli ödüller önemli günlerde verilir; Kur'ân, Allah'ın kullarına en büyük lûtfu, eşsiz nimetidir ve bu ödül Rahmet Peygamberi aracılığı ile ümmetine Ramazan ayında verilmiştir.
Kur'ân'ın Ramazan ayında gelmiş olması ve her Ramazan gecesi Cebrail'in Hz. Peygamber'e (s.a.v.) gelerek Kur'ân'ı müzakere etmeleri, karşılıklı birbirlerine okumaları güzel bir geleneğin de kaynağı olmuştur, bu geleneğe "mukâbele" denilmektedir. Şimdilerde uygulaması azalan bu gelenek yerleşim bölgesinin büyük câmîlerinde icrâ edilirdi. Daha çok sabah ve ikindi namazından önce ve sonra belli sayıda hafız, en kuvvetli bir hafız başkanın yönetiminde halkalanır, sırayla belli miktarda ezbere Kur'ân okurlar, cemâat de ya Kur'ân'a bakarak veya bakmadan bu okumayı takip eder, dinlerdi. Hali vakti müsait olan bazı aileler de evlerinde mukâbele okuturlar, konu komşu toplanarak bunu dinlerdi. Yavuz Sultan Selim zamanında hilâfetle beraber mukaddes emanetler de Osmanlı'ya intikâl edince içlerinde Yavuz'un da bulunduğu kırk kadar hafız, Topkapı Sarayı Hırka-i Saâdet Dairesi'nde Kur'ân hatmine başlamışlar ve bu hatim -ki bu da bir nevi mukâbeledir- devletin hayatı boyunca ve günümüzde de halen bu uygulama etmektedir.
Kur'ân müminin başucu kitabıdır, düzgün bir hayat, makbûl kulluk kılavuzudur. Bu sebeple her zaman okunmalıdır, fakat Ramazan'la olan sıkı ilişkisi sebebiyle bu ayda daha ziyade okunmalı, dinlenmeli; üzerinde, Ramazan rûhaniyetinin bahşettiği ilhamlı bir zihin ve gönül ile düşünülmelidir.
Yüce Rabbim cümle İslam alemine sağlık-afiyet ihsan eylesin…
Bizlere Dünya ve ahiret aleminde iyilik ve güzellikler nasip eylesin…
Memleketimizi, milletimizi ve bütün İslam beldelerini her türlü şerlerden, felaketlerden muhafaza eylesin…
Ramazan-ı Şerifleriniz Mübarek olsun…